SAFALAR GETİRDİNİZ, SAFA GELDİNİZ DOSTLAR

BESTELERİM

Hakkımda

Fotoğrafım
ANKARA, İÇANADOLU, Türkiye
Udi, bestekar ve şairim. TRT'de bestelerim bulunmakta olup, bazı eserlerim de TRT ses sanatçıları tarafından okunmaktadır. Bestekar Turhan Taşan'ın hazırladığı, Dost kitabevi tarafından 2000 yılında piyasaya çıkarılan Kadın besteciler antolojisinde yer almaktayım. Kasdav 2003 Beste yarışmasında ilk ona giren 'Ne gecem belli artık, bak ne de bir gündüzüm' adlı bestemle mansiyon ödüle, Adana Altın Koza Beste yarışmasında "Bana bir gül vermiştin ya" isimli bestemle de mansiyon ödüle layık görüldüm. "Kırık Marpuç" isimli ilk şiir kitabım çıktı. "Ms"(Multiple Sekleroz) hastası olmama rağmen, Ms ataklarının kalıcı bir hasar bırakmaması nedeniyle iyi durumda olduğumdan dolayı, benim kadar şanslı olmayan arkadaşlarıma destek olmak amacıyla, kitap tanıtım kokteylini, 3 Aralık 2007' deengelliler yararına düzenleyerek kitap gelirini "Kamu engellileri yardım ve dayanışma" derneğine katkıda bulunmak istedim... Sanat'ın ve Edebiyat'ın bir bütün olduğunu düşünüyor. Ve bu alanda kendimi sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışıyorum. Mesam ve İlesam üyesiyim.

2 Haziran 2009 Salı


Bugün bilmem hangi yılın, kaçıncı ayının, kaçıncı günü; günler, dünleri bu güne bağlayan, bugünleri de yarınlara bağlayan günler. “Günaydın” diyerek güne güzel bir başlangıç yapmak ne hoştur değil mi ?…
Günler hep vardı ve hep var olacak sonsuzluğa değin, yalnızca bu günlerin oyuncuları değişecek. Heyecanlı bir romanı okurken, sayfaların tek, tek çevrildiği gibi günler de çevrilerek bitecek elbet…
İşte tam burada günler de bitecek; dedim ya, oysa biten günler mi, yitip giden anlar mı,?… Otobüs durağında bir süreklilik mevcut gibi değil mi? Durak aynı durak, gün aynı gün, saat aynı saat belki de… Değişen Yolcular değil mi? Aslında kimi biniyor kimi iniyor…...
“ Günaydın” deyince kimsenin günü aydın olmuyor elbette. Bunu, “iyi günler” ”iyi akşamlar” diye örnekleyebiliriz. Oysa insanlar arasında paylaşımdır, bir günaydın. Tanımak da gerekmez aslında bu paylaşımı sağlayabilmek için. Canlı olması yeterli olmalıdır diye düşünürüm hep, bazı bazı. Canlı da olması gerekmez bana; “günaydın kapı” “günaydın pencere” ve diğerleri…..
Günlerden birgün, benim için gün, tabiki geçmişte var olup da sonsuzluk da nadasa çekilenler için gelecek; doğacak olanlar içinse geçmiş mesela.
Sabahın serinliği yüzüme vururken, kapımın önünde yolun kenarlarını süpürerek sokağımızı güne hazırlayan gün ışımadan belkide görevinin başına geçmiş bir emekçiye, “günaydın” dedim; durdu baktı, gözleri şaşkındı. İnan ki “günaydın” deyip işini büyük bir titizlikle yapmaya devam etti. O emekçiyle tanışıklığımız yoktu. Yüzünü ilk defa görmüş, ilk defa “günaydın” diye seslenmiştim. Oysa ki bu “günaydın” aramızda bir tanışıklık yaratmıştı. Aslında yabancılık ne ki.?. geliyorsun ve gidiyorsun
Birgün, etlerin, kasların kemikten ayrılmak rahatlamak istiyor ya eskittiğin bedenden. İşte o zaman Otobüs durağında beklemeye başlıyor insan.
Gelenin nereye, gidenin nereye; olduğunu bilemediği yere doğru çıkıyor yolculuğa… Eeeee, yabancılık niye?….içten bir gülüş, içten bir sevgiyle uzatacağın bir el, bir tatlı söz yerine……..

Hiç yorum yok: