SAFALAR GETİRDİNİZ, SAFA GELDİNİZ DOSTLAR

BESTELERİM

Hakkımda

Fotoğrafım
ANKARA, İÇANADOLU, Türkiye
Udi, bestekar ve şairim. TRT'de bestelerim bulunmakta olup, bazı eserlerim de TRT ses sanatçıları tarafından okunmaktadır. Bestekar Turhan Taşan'ın hazırladığı, Dost kitabevi tarafından 2000 yılında piyasaya çıkarılan Kadın besteciler antolojisinde yer almaktayım. Kasdav 2003 Beste yarışmasında ilk ona giren 'Ne gecem belli artık, bak ne de bir gündüzüm' adlı bestemle mansiyon ödüle, Adana Altın Koza Beste yarışmasında "Bana bir gül vermiştin ya" isimli bestemle de mansiyon ödüle layık görüldüm. "Kırık Marpuç" isimli ilk şiir kitabım çıktı. "Ms"(Multiple Sekleroz) hastası olmama rağmen, Ms ataklarının kalıcı bir hasar bırakmaması nedeniyle iyi durumda olduğumdan dolayı, benim kadar şanslı olmayan arkadaşlarıma destek olmak amacıyla, kitap tanıtım kokteylini, 3 Aralık 2007' deengelliler yararına düzenleyerek kitap gelirini "Kamu engellileri yardım ve dayanışma" derneğine katkıda bulunmak istedim... Sanat'ın ve Edebiyat'ın bir bütün olduğunu düşünüyor. Ve bu alanda kendimi sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışıyorum. Mesam ve İlesam üyesiyim.

31 Mayıs 2009 Pazar

SANKİ TÜM DÜNYA CÜZZAMLI

Gökyüzü birden karardı. Öğle güneşinin tepede olduğu ve dünyaya gülümsediği zamandı. Güneş mi tutulmuştu? Nice güneş tutulmaları görmüştü kadın, ölüme meydan okuduğu onca yıl. Sesler hep bir ağızdan yükselmeye başlamış, kimse neler olup olmadığının ayırımına varamamıştı. Güneş kayboldu, kayboldu güneş diye bağıranlar ve ağlayan bebeklerin, çocukların sesleri hiç bu kadar korkuya karışmamıştı. Acıkınca ağlayarak haber vermişlerdi annelerine. Altlarını kirletince temizlesinler diye feryat etmişler, yalnız kalınca sıkılmış, ana, baba kucağı istemişlerdi. Nazlanmış, istekleri yerine gelmeyince yerlerde debelenmişlerdi. Ta ki isteklerini yaptırana değin. Korkuşlardı da elbette. Böyle değil. Güneş kaybolmuştu. Kimse, hiç kimse, hiçbir şey göremez olmuştu. Ağıtlar gökyüzüne fersah, fersah yükselmiş, uzay boşluğunda kaybolmuştu. Nice sonra sesler kesildi. Yavaş, yavaş değil, güneşin kaybolduğu anda olduğu gibi birden kesildi. Ya da herkes öyle sandı. Belki de güneşin var olduğu zamanlarda görme zorluğu gerekmediği için görememişlerdi. Görmenin ne olduğunu unutmuşlardı beklide kim bilir? Geçmişte yaşananları ise masal sanmışlardı. Birdenbire kaybolan güneş, yavaş, yavaş gözleri kamaştıra, kamaştıra yeniden doğmaya başladı. Dünya gözlerini ovalıyor, kamaşan gözleriyle yeniden görmeye çabalıyordu. Tüm dünya yeniden görmeye başladı. Ne yazık ki her şey yaşlanmıştı. Anaların rahminde ki çocuklar, çoktan doğmuş, büyümüş ve yaşlanmışlardı. Çocuklar, gençler yok olmuşlardı. Her şey, herkes yaşlanmış çoğu da yok olmuşlardı. Sanki tüm dünya cüzzam hastalığına yakalanmış yerlerde sürünen yaşlılar bakıma muhtaçtı bakabilecek kimse kalmamıştı. Birden olmuştu bütün bunlar. Göremedikleri anda olmuştu. Görememenin cezasıydı dünyaya. Gözleri vardı görememişlerdi. Kulakları vardı duyamamışlardı. Ve güneşi kaybetmişlerdi. Belki kısa bir zaman kaybolmuş, yeniden doğmuştu. İşte her şey kısa zamanda olmuştu. Tüm bebeklerin, çocukların, gençlerin kayboluşundan sorumlu olanların gözleri vardı görememişlerdi.

Hiç yorum yok: