Kendilerine güveni olmayan, yeterli olmadıklarının farkında olan insancıklar başka insanları ezmeye, kullanmaya çalışarak egolarını tatmin ederler. Yeterli insanlar benliklerinin bilincinde olur, kişilikleri gelişmiştir. Bu sebeple de insanların övgülerine pohpohlarına ya da kendilerine ayakçı tutmalarına ihtiyaçları yoktur.
Nasıl ki, azaları eksik olan insanların başkalarının desteğine ihtiyacı var ise, ki bu insanlar bu aza eksikliklerini, tercih ettikleri için değil, hepimizin her an başımıza gelebilecek ve kimsenin başına gelmesini istemediği nedenlerin sonucundan kaynaklanmıştır. Her olumsuzluğa rağmen sağlam bir ruhla yaşamı kucaklamaya o durumda bile yeterliliklerini tam tutma çabası içinde mücadelelerini onurla vermektedirler.
Ben merkezci insanlar da ise mümkün değildir. Kişilik bozukluğu olan insancıklar kendi istedikleri için bencillik yaparlar. Zira bu insanlar tembel, kolaycı, sahtekar, hak yeyici, saygısız, aslında dolaylı olarak da hırsız bir başka güce sırtlarını dayayarak ve de “köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin” ata sözünü de fütursuzca dillerinden düşürmeden, menfaatlerini elde edene kadar yerlerde sürünürler. Ruhsal güç ya da karakter gücünden yoksun insanlardır bunlar her işini hiç bir emek sarf etmeden (müktesep haklarıymışçasına) yapma yoluna sapmış, ruhsal sapkın insancıklardır.
Bir başka ata sözümüz “alan memnun satan memnun” kime ne ? Dayı diyen memnun, dayı denilen memnun... birinin işi görülüyor, bir diğeri egosunu tatmin ediyor. O ata sözünün “ayı”yla başladığını da biliyorlar elbette. Şu sebeple ki o yollardan kendiside aynı atasözünü söyleyerek geçmişti hâlâ da geçiyor. (Basamak düzeni) Hiyerarşi sistemine göre, eğilir kalkılır, eğilir, kalkılır aynı alavere tulumbası yani emme basma tulumbası gibi. Niçin buna göz yumuluyor dersiniz hepinizin hep bir ağızdan ayı da onun için dediğini duyar gibiyim fakat ben ayıya hakaret olur diye düşünüyorum. Zira yeryüzünde hiç bir canlı, insan kadar hesaplı olamaz. Yine bu düzenin içinde hiç bir canlı yada cansız varlık, insan kadar aç, doyumsuz, olamaz. Hayvanlar alemini inceleyecek olursak doğanın içinde hayatının devamını sağlamak amacıyla sadece karnını doyuracak kadar acımasızlık yapabilir. Orada bir amaç vardır hayatının devamını sağlamak. Ya insan?...
Ayı oynatanın adı yine insan değil mi? o zavallı hayvan karşı koyabiliyor mu? Bir hayvanı oynatmanın, insanlığa nasıl bir faydası olabilir?
Hayvan deyince aklıma, ayıya da “ayı” hayvana da “hayvan” adını biz koymadık mı? diye geldi. Tabi kendimizi de “ademoğlu”, “insan” diye kendimiz adlandırmadık mı? Demek ki isimlerin bir önemi yok. Diyelim ki hayvanın adını insan koysaydık insanın adını da hayvan koysaydık. O zaman kızdıklarımıza “insan ne olacak” demez miydik. derdik tabi. Zira bu durum kendimizin dışındakileri aşağılamaya çalışarak kendimizi yüceltme güdüsünden başka bir şey değildir. Önemli olan o adın, içini ne ile doldurduğumuz değil midir?.
İnsanın ve hayvanın anlamsal karşılığında;
- “iki ayağı üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı, insan ”,
- “duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık” da, hayvan olarak tarif edilir.
İki ayağı üzerinde dolaşmak, sözle anlaşmak, akıl, düşünme yeteneği ayrıca da bu yeteneğin gelişmesi gerekiyor denilmekteyse, o zaman, her insan dediğimizin;
- iki ayağının üzerinde yürümesi,( Bazı hayvanların da iki ayak üzerinde yürüdüklerini hepimiz bilmiyor muyuz?)
- sözle anlaşmak (kaç insanın söz ile anlaştığına, şahit olduğumuzu, kaç insanın da sözün dışında ki anlaşma yollarını (daha doğrusu anlaşamama desem daha doğru olur) seçtiğini kıyaslarsak kaçı insan, kaçı değil?
- akıl dersek günümüzdeki anlamına ( her ne şekilde olursa olsun, işini yürütme) değil de, ideal anlamına göre düşündüğümüz zaman kaç kişi bu konuda insan?
- “düşünme yeteneği ve bunu geliştirmek” Adına hayvan dediğimiz canlılara da sadece düşünme yeteneği yok diyebiliriz belki, yinede emin olmak zor elbette. Hayvanlarında kendi dillerince düşünmediklerini nereden bilebiliriz ki ?
Eğer insanoğlunu, diğer canlılardan yani hayvan olarak adlandırdıklarımızdan ayıran ve üstün kılan düşünebilmek ve daha zeki olmak ise öyleyse çağımızda niçin düşünmeyen nesil yetiştirilmeye çalışılıyor? Ayrıca, düşünenler niçin düşünce suçuyla yargılanıyor.? Peki nüfusumuzda düşünmeden yaşayan onca insan olarak adlandırdıklarımız hangi kategoriye giriyor?
Doğanın içinde (doğayı da bırakmadık ya) hayvanlar avlanarak hayatta kalma savaşı verirken, güçlü, güçsüzü yakalar ve hayatta kalır. Orada hayatta kalma savaşı vardır. Her yol denenir gizlice, sinsice, sessizce, önden, arkadan yani her yol serbesttir, denenir amaca ulaşılır. Sadece amaca. Amaç hayatta kalmaktır. Karnı doyduktan sonra yeniden acıkıncaya kadar doğada işini tamamlamış olarak dinlenmeye çekilir. Ya insan?
Sorarım şimdi kim daha hayvan? Ya da kim daha insan?
Farkı fark eden bir zahmet bana da söylesin...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder