SAFALAR GETİRDİNİZ, SAFA GELDİNİZ DOSTLAR

BESTELERİM

Hakkımda

Fotoğrafım
ANKARA, İÇANADOLU, Türkiye
Udi, bestekar ve şairim. TRT'de bestelerim bulunmakta olup, bazı eserlerim de TRT ses sanatçıları tarafından okunmaktadır. Bestekar Turhan Taşan'ın hazırladığı, Dost kitabevi tarafından 2000 yılında piyasaya çıkarılan Kadın besteciler antolojisinde yer almaktayım. Kasdav 2003 Beste yarışmasında ilk ona giren 'Ne gecem belli artık, bak ne de bir gündüzüm' adlı bestemle mansiyon ödüle, Adana Altın Koza Beste yarışmasında "Bana bir gül vermiştin ya" isimli bestemle de mansiyon ödüle layık görüldüm. "Kırık Marpuç" isimli ilk şiir kitabım çıktı. "Ms"(Multiple Sekleroz) hastası olmama rağmen, Ms ataklarının kalıcı bir hasar bırakmaması nedeniyle iyi durumda olduğumdan dolayı, benim kadar şanslı olmayan arkadaşlarıma destek olmak amacıyla, kitap tanıtım kokteylini, 3 Aralık 2007' deengelliler yararına düzenleyerek kitap gelirini "Kamu engellileri yardım ve dayanışma" derneğine katkıda bulunmak istedim... Sanat'ın ve Edebiyat'ın bir bütün olduğunu düşünüyor. Ve bu alanda kendimi sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışıyorum. Mesam ve İlesam üyesiyim.

11 Ağustos 2009 Salı

SÖಝೆಡ್

Kendime söz verdim biliyorsun ya
Artık özlemeyeceğim gözlerini
Ürkek, korkak ve karanlık
Söz verdim dün geceye
Ki şu yüreği sökmek için

Söz verdim
Söz verdim sessizliğe
Söz verdim susmak için

Esen rüzgâra
Hatta ağyara
Uçan kargaya
Ki unutmak için.


Kendime söz verdim biliyorsun ya
Artık görmeyeceğim yüzünü
Sahte yalan ve öteki
Söz verdim dün heceye
Ki sesimi duyurmamak için

Söz verdim
Söz verdim diyarlara
Söz verdim gelmemek için
Söz verdim
Söğüt dalına
Zeytin ağacına
Ve üzüm bağına
Ki sözümden dönmemek için

Söz verdim
Söz verdim baharlara
Söz verdim görmemek için

Kendime söz verdim biliyorsun ya
Artık duymayacağım sesini
Kızgın hırçın ve öteki
Söz verdim dün yüceye
Ki hayal bile etmemek için

Söz verdim
Söz verdim yaza kışa
Saza
Toprağa taşa
Ve gözümden akan yaşa
Ki sevmemek için
Sevmemek için.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

YORGUNUM


Düşlerim beynimde klonlandı
Duygularım düş dehlizlerinde dondu
Elimde bir kadeh kırmızı şarap
Ve dumanı tüten sigaram
Ki yalnızlığım bile haram.

Havalar soğuk,
Havalar puslu
Ciğerim duman
Üşüdüm ısıt tenimi şarap
Yasak ta olsan.

Yüreğim atmasan
Yorgunum insaf uyusan.

16 Temmuz 2009 Perşembe


Bu ateş gönlüme düştü düşeli
Yüreğim yanıyor yok bir çaresi
Gün olur geceler kandırır amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur saçımı okşasa gelse
Ne olur ah yine yüzüme gülse
Dizine uzansam şarkı söylese
Kirpikte biriken yaşları silse!

Bu ateş bilirim ulaşılmayan
Çok uzak kıyılarda bir dalga sesi
Rüyalar geceye karışır amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur ah güneş yeniden doğsa
Toprağı ısıtsa annemi bulsa
Gün olur nefesi benimle amma
Kirpikte biriken yaşlar olmasa!

Baharda içimi hüzün sarıyor
Mart ayı, dört mevsim içim dağlıyor
Ara sıra yüzüm gülüyor amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur bu ateş içimde sönse
İnleyen ruhumda acılar dinse
Bir gece ansızın ah geliverse
Kirpikte biriken yaşları silse!

Güneş ısıtmıyor sönmüş ateşi
Gözümden gitmiyor donmuş neşesi
Gözlerim uykuya sarılır amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur zamanlar geri çekilse
O vakit evine ah geri dönse
Uzansam dizinde artık gitmese
Kirpikte biriken yaşları silse!

İçimde boşluğu bir gün dolmuyor
Gözümden yüzü de bir an gitmiyor
Acılar zamanla küllendi amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur geceler hep sabah olsa
Özlemler yakmasa iç acıtmasa
Ne olur sabrımın bir sonu olsa
Kirpikte biriken yaşlar olmasa!

Güzel yüzü ile görünüverse
İpek saçlarını yüzüme serse
Kokusu burnumdan gitmiyor amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur kutlasa doğum günümü
Doğduğum ay gitti tattım ölümü
Acılar içime gömüldü amma
Kirpikte biriken, yaş yıldönümü.

Bak yine nergisler kokusun saldı
Severdin bilirim hatıra kaldı
Anılar derdimi uyuttu amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur annecim bir sarıverse
Sarılıp uyusak, ninni söylese
Ne olur bir kere ak kızım dese
Kirpikte biriken yaşları silse!

Sunam şarkısını güzel söylerdi
Ut’la çalar nağmelerde gezerdi
Parmak izlerini sakladım amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur şarkının sesini duysa
Babam uyanmadı annem uyansa
Ne olur halimi bir kez yoklasa
Kirpikte saklanan yaşları sorsa!

Kimseler bilmiyor bak kıymetimi
Kucakta eylese tutsa elimi
Gayrı dillerimi susturdum amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur kalbime elini deyse
Başını yaslayıp sesi dinlese
Ne olur derdini bir söyle dese
Kirpikte biriken yaşları silse!

Aylar geçti yıllar geçti gideli
Çok ağladım getirmiyor gideni
Ruhumda sesini sakladım amma
Her sabah kirpikte bir çiy tanesi?

Ne olur feryadım bir duyuverse
Far ah’ım üzülme sen deyiverse
Ne olur kapımı bir çalıverse
Kirpikte biriken yaşları silse!
Kirpikte biriken yaşları silse!

18 Haziran 2009 Perşembe

BİR SONBAHAR AKŞAMI

Ben seni bir sonbahar akşamı görmüştüm
Sen beni fark edince göz süzüp gülmüştün
Ben senin resmini gözlerime işleyip
İşte o gün, bugün hayalimle örmüştüm.

Yine geldi sonbahar, akşamlar ufukta
Bak güneş semada yıldızlarla uykuda
Akşam suskun ve ay ölgün, akşam hüzünlü
Birkaç yıldız suda saklanmışlar kuytuda
Ömür geldi geçti ayla aynı tutkuda.

12 Haziran 2009 Cuma

ÜÇ AYRI KADIN


Üç ayrı bakış, üç ayrı yaş, üç ayrı yaşam ve üç ayrı kadın. Üç ayrı yoldan çıkarak aynı kahvede buluşurlar. Üç ayrı kişi, üç ayrı dudak aynı anda, dumanı tüten üç ayrı fincandan, köpüğü taşan kahvelerini, zevkle yudumlarlar.
Üç ayrı bakış aynı yerde otururlarken, aynı yerde, aynı anda, ayrı teller-den telefonları çalınca, her biri ayrı, ayrı, ayrı hatlardan üç ayrı erkekle konuş-maya başlarlar.
Ayrı yaşlardan en genç olan, O. şehrinden arayan eşine, hayatının her anında ayaküstü yazdığı senaryolara benzer (kim bilir gerçektir hepsi belki) siyah yalanlarından birini (pembedir belki de kim bilebilir ki) telefonun tellerine üfleyiverir. Eşinin tanıdığı ve güvendiği, aynı yerde o sıcacık köpüğü taşan kahveyi, ayrı dudaklardan aynı anda yudumladığı iki kadından yaşı kırk altı olanın evinde olduklarını söyleyiverir gönül rahatlığıyla.
Yaşı kırk altı olanın da eşidir arayan. “Yaşı genç olan ve yaşı kırk dört olan arkadaşlarıyla birlikte kahvede olduklarını, isterse aralarına katılabileceğini” söyler beyazı seven kadın. Beyazı sever, beyaz giyer hayatı boyunca. Siyahla sözleşme yapanların aksine. Her ne kadar siyah giysiler içinde ruhları da bedenleriyle siyaha boyananların gölgesi yansısa da zaman, zaman. O eşsiz beyazın üzerine tek damla siyah bulaştıramamışlardır asla. Nasıl ki siyah üzerinde ki tek damla beyaz kaybolursa, beyazın üzerinde ki tek damla siyahın leke olacağının, beyazın ihtişamını bozacağının farkındadır. Sonuç itibariyle doğru bildiği yolda korkusuzca değerlerinden ödün vermeksizin savaşır siyahla.
Yaşı kırk dört olan öteki, ölen eşinden çok sıkıntı çekmiş, çok zulüm gör-müş. Sanırım o sebeple hayatının geri kalanını yeme, içme, eğlence üzerine kurmuş, kendinden başkasını düşünmez olmuş. Kendini hep öte tutmuş herkesten oysa arkadaşım dediklerini kullanmaya hazır, menfaati için onurunu satışa çıkarırmış, onurunun sadece kendini kullandırırsa kaybolacağını sandığı için de onurunun kalmadığının farkında bile değilmiş. Ötekini arayan bir arkadaşıymış. Arkadaşının karısı ve kızıyla sorunları varmış. Canı sıkkınmış. Öteki, “kahvedeyim” gel istersen açılırsın demiş.
Üç ayrı yoldaki, üç ayrı yaştaki ve üç ayrı bakıştaki üç kadın aynı anda kapatmış telefonu. Yaşı kırk altı olan beyazı seven kadın, yaşı genç olanın eşi-ne söylediği yalandan, kendisini de arada bıraktığı için rahatsız olmuş. Genç olan ne yapabilirim kıskançlık çıkarıyor. Başımın etini yiyor, tartışmamak için sende olduğumu söyledim. Hem nasılsa beraberiz ya demiş. Beyazı seven kadın çok rahatsız olmuş. Genç olanın yaşına vermiş yaptıklarını. Ötekiyle de, genç olanla da arkadaşlıkları henüz çiçeği açmamış tomurcuk gibiymiş, nere-den bilsin o çiçeğin açınca Ağu olup kendini zehirleyeceğini?
Ötekinin umurunda olmamış, kahvesini içiyor, sohbetini ediyor, çikolata kaplı iştah açan pastasını yiyor, bir de ödeme yapmaktan kurtulursa değmeyin keyfine.
***
Genç olan kadın bir gün beyazı seven kadının evine gelmiş, öyle üzgün görünüyormuş ki; beyazı seven kadın anne şefkatiyle kucaklamış, bir derdin mi var, aileni mi özlüyorsun? Aslında haklısın daha yeni evli sayılırsın. Üzülme her şey düzelir diyerek teselliye çalışmış, fakat genç olanın sıkıntısı daha fazla artmış ve nihayet hayatı boyunca taşıdığı bu ağır yükü daha fazla taşımamaya karar vermiş. Beyazı seven kadın, genç olanın anlattıkları karşısında hayretler içinde kalakalmış. Genç olan hem ağlıyor hem anlatıyormuş.
“Amcamın çalıştığı köye gezmeye gitmiştim. Arkadaşımla tarlalarda oyun oynarken daha önceden tanıdığım seksen yaşlarında bir dede gelin sizi elma bahçesine götüreyim. Elma toplayalım dedi. Bizde çocuğuz işte peşine düştük ve elma bahçesine gittik. Kimseler yoktu. Elma toplayıp yemeye başladık. Bir sepet elma topladık. Bahçenin biraz uzağında bir kulübe vardı. Dede, sen elma toplamaya devam et. Biz arkadaşınla sepetteki elmaları kulübeye boşaltıp gelelim dedi. Arkadaşımla birlikte gittiler. Ben elmaları toplamaya başladım. Gelmediler. Ben de kulübeye gittim. Kulübeye yaklaşınca arkadaşımın bağırdığını duydum. Koşarak içeri girdim. Dede arkadaşımın üstündeydi. Arkadaşım sürekli bağırıyordu. Dede arkadaşımın üstünden kalktı. Çok korkmuştum arkadaşım kaçmaya başladı. Bende arkasından koşmaya başladım. Dede benim saçımdan yakaladı… Diye anlatırken birden susmuş ve ellerini yüzüne kapayarak hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Beyazı seven kadın çok üzüldü. Ne diyeceğini bilemeden gözleri dolu, dolu bakakaldı. Genç olan anlatırken yaşadığı o anları yeniden yaşıyordu. Sarıldılar…
Genç olan artık daha rahattı sanki içinde taşıdığı zehri anlatarak bo-şaltmıştı. Beyazı seven kadın genç olanı kucakladı ve anne sıcaklığı ile saçlarını okşadı, okşadı.
Beyazı seven kadın genç olanın yüzünü avuçlarının arasına alarak bu senin bir suçun değil, kendini sakın kendini suçlama. Sana bu konuda ne ka-dar yardımcı olabilirim bilemiyorum. Bir psikiyatriye gitmek istersen götürürüm. Sakın seni başımdan atıyorum diye düşünmeyesin tamam mı? Diye şefkatle gülümsemeye çalıştı. İçinden “tanrım bu ne? Kız kardeşini bile, Allah muhafaza taciz edenler, kızlarına bile cinsel istismarda bulunanlar. Tanrım dedeler? Bunlar nasıl insan” diye geçirirken, yarı sesli yarı içinden genç olan abla ben elma yiyemiyorum biliyor musun derken gözyaşları sel olmuştu. İşte beyazı seven kadın genç olanı o günden sonra kızı kabul etti. Her zaman, her konuda yanında oldu, psikiyatriye gittiler. Beyazı seven kadının gönlü daha rahattı artık. Genç olanın ruhunun bundan sonra daha huzurlu olacağını bundan sonra kendini suçlamayacağını ve elmanın da bir suçu olmayacağını anlayabilecek ve elma yiyebilecekti belki.
***
Üç ayrı bakış, üç ayrı yaş, üç ayrı yaşam üç ayrı kadın, üç ayrı yoldan çıkarak aynı kahvede buluştular. İki ayrı kişi, iki ayrı dudak aynı anda, dumanı tüten iki ayrı fincandan, köpüğü taşan kahvelerini, zevkle yudumladılar. Beyazı seven kadın için kahve çok özeldi. Zevkle yudumlayamadı. Her yudumda üzerinde hissettiği sorumluluk duygusunun tadı ile kahvenin her zaman ki verdiği o keyfi hissedemedi. Aldığı sorumluluk ona birden ağır geldi. Sorumluluk değildi elbet ağır gelen telefonun tellerinde asılı kalan yalandı.
Öteki sessizliği bozdu acıkmadık mı kızlar. Kahve midemi kazıdı. Aç karnına kahve içtik. Kalkın şurada benim bildiğim güzel bir mekân var. Her akşamda canlı fasıl yapıyorlar hadi kalkın diye tekrarladı. Fırsatı değerlendirmeyi iyi bilirdi öteki. Kendini ele verene kadar gemisini yürütecekti. Ve hep Öteki olarak kalacaktı beyazı seven kadının gözünde, yüreğinde.
Genç olan hadi abla gidelim ne olur diye beyazı seven kadına fısıldadı. Beyazı seven kadın hadi o zaman gidelim fakat erken kalkacağız. Eşine evde olduğumuzu söyledin. Oradan bize gideceğiz ve eşine ablamla biraz dışarı çıktık şimdi evdeyiz diye bilgilendireceksin anlaştık mı dedi. Tamam, tamam diye genç olan ayağa kalktı.
Girdikleri mekân çok büyük olmayan on, on beş masalı ve oldukça ka-labalık bir akşama hazırlık yapıyordu. Bir kaç masanın birleştirildiği ve bir kutla-ma yapmak için bir araya gelen gurup ta kapıdan içeri girmiş ve yerlerini al-mıştı. Fasıl var denmişti. Fasıl dedikleri bir ud ve kemandan oluşan iki sazdan ibaretti. Fasıl değildi. Sazlar çaldıkları şarkıları seslendiriyor, istek şarkıları okuyorlardı. Üç ayrı kadın aynı masada yerlerini almışlardı. Garson ne içileceğini sorduğunda öteki hemen tüm siparişleri en donanımlı bir şekilde sıralamaya başlamıştı. Servis yapılmış müzik eşliğinde masaya sunulanlar yenilip içilmeye başlamıştı. Genç olan ve öteki keyifle yerken, su gibi de içiyorlardı. Beyazı seven kadın bir kadeh yemeğin yanında aldığı içkiyi yavaş, yavaş yudumluyordu. İşin bir başka boyutu ise genç olanın eşine beyazı seven kadınla evde oldukları yalanını söylemesiydi. Beyazı seven kadın genç olanın kulağına eğilerek, yavrum lütfen yeter artık içme çok içiyorsun. Bak ben eşimin olmadığı yerde içki içmem aslında. İçki bu şişede durduğu gibi durmaz. Kim eyleyecek seni lütfen yeter diye tatlı sert ikaz etti. Öteki ise telefonda konuşuyor ve telefonun diğer ucundakini ısrarla çağırıyordu. Beyazı seven kadına Samet çok iyi dostumdur. Kendi şair bugünlerde bunalıma girdi sıkıntıları var da. Samet’le konuşuyordum birazdan burada olur dedi. Beyazı seven kadın aslında hoşlanmamıştı bununla birlikte belli etmedi sadece vakit geç oldu biraz sonra kalkmamız gerekiyor. Siz arkadaşınızla devam edersiniz. Biz kalkarız. Kusura bakma lütfen dedi. Genç olan bende kalırım beni sonra eve bırakırlar diye programını yapıvermişti. Beyazı seven kadın hayır olmaz öyle şey birlikte kalkar bize gideriz. Eşine bende olduğunu söyledin tatlım sen yetişkin birisin elbet. Ben sana karışmak istemem fakat sorumluluğunu benim üstüme sen yıktın o zaman iş değişti.
***
Ötekinin arkadaşı Samet merhabalar diyerek genç olanın karşısına oturdu. Öteki tanıştırdı. Beyazı seven kadın çok memnun oldum Samet Bey fakat bizde tam kalkmak üzereydik derken, genç olan sen kalk ben kalkmıyorum diye diretti. Beyazı seven kadın yine kulağına eğilerek bak eşini ara durumu anlat. Ondan sonra bırakır giderim. Onun için hadi kalk gidelim. Bu yaptığın diretmeler çocukça fakat ben annen değilim. Ona göre davran dedi.
Samet niye baskı yapıyorsunuz kıza anlamadım. Mademki kalmak istiyor niye zorluyorsunuz diye beyazı seven kadına sitemkâr bir ses tonuyla müdahale etti. Öteki tamam hadi hep birlikte kalkalım diye araya girdi. Ve kalktılar. Hesabı ödeyen beyazı seven kadın en arkada diğerleri önde lokantadan çıkıp yürümeye başladılar. Genç olan sarhoşluğun verdiği keyifle çantasından çıkardığı tek tük yazdığı şiirleri Samet’e en kadınsı haliyle okumaya başladı. Öteki ve beyazı seven kadın arkada genç olan ve Samet kırk yıllık arkadaş gibi hatta arkadaşlığın ötesinde bir yakınlıkla eğlenerek, gülerek, önden gidiyorlardı. Beyazı seven kadın bir ara Samet’in mi yoksa genç olanın mı başlattığını anlayamadı bununla birlikte birbirlerine kur yaptıklarının farkına varınca iyice gerildi. Bu arada taksi durağına gelmişlerdi. Genç olanın yanına yaklaşarak hadi biz ayrılıp taksiye binelim dedi. Öteki, ya kızın canı eğlenmek istiyor. Yeni akşam oldu nereye istiyorsan gidelim demesiyle birlikte taksiye doluşuverdiler beyazı seven kadına da hadi atla canım geç kalmayız diye seslendi öteki. Beyazı seven kadın bir an düşündü ve genç kadını bu durumda yalnız bırakmam doğru olmaz diye düşünerek oda arabanın arkasında ötekinin yanına sıkışıverdi. İçinden haydi hayırlısı bakalım diye geçirdi. Samet şoförün yanındaki koltuktan kızıl semtine dedi.
Taksiden eğlence yerlerinin önünde indiler. Yine Samet önde yanında genç olan konuşa şakalaşa mekâna girdiler arkadan da öteki ve beyazı se-ven kadın karanlığın içine daldılar. Aşırı gürültüyle bir türkü kulaklarından beyinlerine balyozla vuruyorlarmışçasına yayılmaya başladı. Bir garson yanlarına yaklaşarak sanki sesi yokta, dudak hareketiyle anlatmaya çalışıyor gibi hoş geldiniz efendim buyurun dedi kimse sesini duymamıştı bununla birlikte garsonun ne söylediğini hepsi anlamıştı. Göründüğü kadar burası bir türkü bardı. Henüz saatin erken olması nedeniyle müşteri sayısı on ya da on beş kadar ancaydı. Garsonun gösterdiği locaya benzeyen yere önce genç olan yanına Samet yerleşiverdi. Öteki ve beyazı seven kadında karşılarına oturdu.
Beyazı seven kadının gözleri aynı, bir hapis hanenin bahçesini aralıklarla aydınlatan far gibi etrafı tarıyor. Sanki karanlığa inat beyazın ışığını yansıtma-ya çalışıyordu. Garsonun gürültüyü bastırmak istercesine ne alırsınız diye bağı-ran sesiyle taramaya son vererek yeterince yedik içtik ben sadece su istiyorum dedi. Samet olur mu efendim diyerek garsona getir işte bir meyve tabağı, çerez bir de küçük olsun diye siparişi vermesiyle birlikte masa donatılıverdi. Beyazı seven kadın çok rahatsızdı oysa genç olan belki de kim bilir hayatının en kara günü olacak gecede türkü barın keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Bardaklar doldu, boşaldı. Öteki ve Beyazı seven kadın bardağa dokunmadı. Hâlbuki öteki, dolu bardağa dayanamazdı. Nedense dokunmadı. Genç olan ve Samet kafa kafaya vermiş ve fısıltılarla birbirlerine şiir okumaya başlamışlardı. Görüntünün rengi griydi.
Öteki, beyazı seven kadının kulağına eğilerek masanın altına bir bak et-rafa bakacağına bu durumda bize gitmek düşer gibi geldi bana diye fısıldadı. Beyazı seven kadın ötekinin işaret ettiği yere baktığında sanki beyninde bir bomba patladı. Genç olan bacağının birini hafifçe havaya kaldırmış, dizi Samet’in dizinde sağ eli de Samet’in sol elinde kenetlenmiş dünyanın bütün şiirlerini dudaklarının içinde dişleriyle eziyorlardı. Beyazı seven kadın da şairdi. Bütün şiirler kirleniyor gibi geldi ona. Genç olan içkiden mi yoksa hep böylemiydi anlayamamıştı. Ve şimdiye kadar kimseyi bu kadar çirkin bir şuh haliyle gözlememişti. Genç olana hemen bir mesaj attı. “kendine gel ve kalk lavaboya gidelim ve artık kalkalım” yazdı. Genç olan mesajı okudu ve aleni bağırırcasına ne var ki sen ne karışıyorsun bana diye beyazı seven kadını tersledi. İşte o an olanlar oldu. Beyazı seven kadın nerdeyse ağzı köpürürcesine hemen kalk lavaboya düş önüme diye dişlerinin arasından hayatında ilk defa böğürdü. Genç olan kadın bu durumdan her ne düşündüyse etkilenmişti, hemen ayağa kalkarak bir yandan da oflayarak beyazı seven kadınla birlikte lavaboya girdi. Beyazı seven kadın genç olanı kucakladı ve çeşmeyi açarak yüzünü zorla soğuk suyla yıkadı kâğıt mendille bir güzel kuruladı. Bak bana kızım sen ne yapıyorsun kendine gel. Sen hep böyle misin bu ne rezillik hayatında ilk defa gördüğün adamla üstelikte yeni evlisin bu ne hal böyle diye veryansın etti. Genç olan ne yaptım ya Samet benim elimi tuttu ben ne yapabilirim. O benimle ilgilendi. O zaman niye o adamı çağırdınız diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Artık beyazı seven kadının sabrı taşmıştı. Elini havaya kaldırdı ve bak kızım şimdi sana okkalı bir tokat atarım yetmezmiş gibi bir de duvardan yersin. Diye daha baskın çıkınca genç olan şaşırdı belli ki hiç beklemiyordu. Beyazı seven kadın bak şimdi sesini çıkarmadan şuradan çıkacağız çantalarımızı alıp burayı da bunları da terk edeceğiz. Bu gün benimlesin ve benimle geleceksin ondan sonra da hayatında ben olmayacağım ne halin varsa görürsün. İstediğin gibi yaşarsın fakat bugün benim yanımda değil diye kelimeleri çiğner gibi eze, eze konuştu. Ve genç olanın kolundan tutarak, lavabodan çıktılar. Sanki herkes kendilerine bakıyordu. Ya da iki, ayrı bakışlı kadınlara öyle gelmişti. Masaya vardıklarında öteki ve Samet’in huzursuzlukları yüzlerinden okunuyordu. Beyazı seven kadın çantasını alarak arkadaşlar biz gidiyoruz. Dedi ve genç olanın çantasını da alarak kolundan tuttu ve hadi dedi. Samet yerinden kalkarak ya bir dakika yanlış anladınız durun bizde geliyoruz diyerek öteki ile birlikte hep beraber çıktılar.
Üç ayrı kadın, üç ayrı hayat, üç ayrı bakış aynı yerde ayrı yaşamlar için-den gelerek aynı yerde buluşmuşlardı. Aynı yerde, ayrı tellerden çalıyorlardı. Öteki beyazı seven kadına yaklaşarak alan memnun satan memnun ben sana bunları bırakıp gidelim demedim mi kadının neler yaptığını görmedin mi niye hala anası gibi çekiştiriyorsun. Ne karışıyorsun ki sen diye sanki beyazı seven kadının çamura basmak isteyen genç bir kadına bastığın yere dikkat et çamur var diye uyarmak kabahat gibi beyazı seven kadına yükleniyordu. Beyazı seven kadın bu ne demek yahu hayatımızda ilk defa gördüğümüz senin arkadaşın olması sebebiyle istem dışı bir araya geldiğim babası yaşında ki adamın ve kızı yaşında ki kadının da sanki hazırda bekliyormuş gibi üstüne atlamasına seyirci kalmamı mı istiyordun. Üstelik bırakıp gideceğim. Yahu belli ki bu kadıncağızın aklı başında değil adam kendisine her hangi bir yaklaşımda bulunsa bile tavrını koyabilirdi. Bana bir mesaj çekse anında kalkıp gidebilirdik. Bir de senin arkadaşım dediğin insan bizim masamızda yanımızda nasıl böyle davranma cesaretini gösteriyor yapma lütfen bu kadar bencil ve duyarsız olmak niye benimle geldi benimle gidecek. Diye son noktayı koyarak hala Samet’in yanından ayrılmadan beraber yürüyen genç kadına seslendi. Bekle beni beraber gideceğiz. Samet dönerek affedersiniz ama size ne oluyor kocaman kadın ne yapacağının iznini sizden mi alacak. Beyazı seven kadın içinden tanrım bu günü yaşamak için ne suç işledim acaba diye kendine sinirleniyordu. İnsanları tanımak çok zor Samet Bey diye cevap verdi beyazı seven kadın kusura bakmayın fakat siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Siz bizi ne zannettiniz. Her merhaba dediğiniz kadınlara böyle mi yaklaşırsınız siz. Üstelik kızınız yaşında diye sözüne devam edecekti ki genç olan kadın beyazı seven kadına kaldırım taşlarını bile yerinden sökecek derecede sende beni babam gibi o…pu yerine koyma diye bağırmaya başladı. Beyazı seven kadın sanki taştan bir heykelmiş de kaldırımın ortasına çimentoyla yamamışlar gibi elini ağzına kapatıp aman ya rabbim bu ne rezalet. Derken şoka giriverdi.
***
Üç ayrı bakış, üç ayrı yaş, üç ayrı yaşam üç ayrı kadın, üç ayrı yoldan çıkarak aynı kahvede buluşurlar. Üç ayrı kişi, üç ayrı dudak aynı anda, dumanı tüten üç ayrı fincandan, köpüğü taşan kahvelerini, zevkle yudumlarlar. Ve beyazı seven kadının boğazında kalır, kahvenin köpükleri
***
Beyazı seven kadın uykudan uyanır gibi kendine geldiğinde yanından yöresinden gelip geçenlerin kendine garip bakışlarını fark eder. İki kadın ve bir adam ilerlemiş taksi durağına yaklaşmıştır. Beyazı seven kadın kendini topla-maya çalışarak hızlı adımlarla yetişir. İçinden son bir şans vermeliyim diyerek genç kadına yaklaşır ve kızım gibi sakınmak istedim seni yarın uyandığında hatırlamak istemeyeceğin, kendinden utanacağın şeyleri yapmanı engellemek istedim. Niyetim sana kötü bir yakıştırma yapmak değildi. Hadi kalk eve gidelim. Her şeyi unutalım bir hatadır oldu ben unuttum hadi diye şefkatle saçını okşamak istediğinde hayatının ikinci şokunu yaşayacağından habersiz fakat artık tükenmiş bir haldeyken genç kadın kendini yerlere atarak peki ben babamın öz babamın beni o……pu yerine koyuşunu nasıl unutacağım abla diye ağlıyor, bağırıyor ağlamıyor sanki böğürüyordu. Ne yapsalar sakinleştiremiyorlardı. Öteki Beyazı seven kadının koluna girdi ve hadi gidelim Samet ilgilenir sakinleşince evine götürür dedi. Beyazı seven kadın tükenmiş bir durumda hem ağlıyor hem de bakın Samet Bey size emanet ediyorum kılına helal gelmeyeceğini umuyorum yoksa beni karşınızda bulursunuz diyerek ötekinin kolunda taksiye bindi. Samet beyazı seven kadına ben bu kadar ağır bir sarsıntı geçirmiş bir insana zarar verecek bir şey yapabilir miyim? Kendi kızım gibi bana emanet söz dedi. Taksiye binen beyazı seven kadının kulağında yankılanan “beni babam gibi o…pu yerine koyma”! kalmıştı.
Üç ayrı bakış, üç ayrı yaş, üç ayrı yaşam, üç ayrı kadın, üç ayrı yoldan çıkarak aynı kahvede buluşurlar. Üç ayrı kişi, üç ayrı dudak aynı anda, dumanı tüten üç ayrı fincandan, köpüğü taşan kahvelerini, zevkle yudumlarlar. Ve beyazı seven kadının boğazında kalır köpüğü taşan kahve.

***

Ötekiyle de, genç olanla da arkadaşlıkları henüz çiçeği açmamış to-murcuk gibiymiş. O geceyi hiç unutmamış beyazı seven kadın. O gece gör-dükleri, yaşadıkları değil de o en son duyduğu babanın evladına bıraktığı mi-ras! Ağu olup zehirlemiş ruhunu…
*********************************************************************